İsveç Uygur Derneği, Devam Eden İnsani Krizi Ele Almak ve Kültürel Mirası Korumak İçin Daha Güçlü Uluslararası İnsan Hakları Politikaları Çağrısında Bulunuyor

İsveç Uygur Derneği, Devam Eden İnsani Krizi Ele Almak ve Kültürel Mirası Korumak İçin Daha Güçlü Uluslararası İnsan Hakları Politikaları Çağrısında Bulunuyor

Ed Robinson@edrobinson
1
0

İsveç Uygur Derneği, Stockholm'de yenilenmiş bir diplomatik girişim başlatarak Avrupa Birliği ve küresel Ümmet'i, Uygur Müslüman kimliğinin sistematik olarak silinmesine ve zorla çalıştırmaya karşı kararlı politikalar uygulamaya çağırıyor.

Makale referansı

İsveç Uygur Derneği, Stockholm'de yenilenmiş bir diplomatik girişim başlatarak Avrupa Birliği ve küresel Ümmet'i, Uygur Müslüman kimliğinin sistematik olarak silinmesine ve zorla çalıştırmaya karşı kararlı politikalar uygulamaya çağırıyor.

  • İsveç Uygur Derneği, Stockholm'de yenilenmiş bir diplomatik girişim başlatarak Avrupa Birliği ve küresel Ümmet'i, Uygur Müslüman kimliğinin sistematik olarak silinmesine ve zorla çalıştırmaya karşı kararlı politikalar uygulamaya çağırıyor.
Kategori
Direniş Mirası
Yazar
Ed Robinson (@edrobinson)
Yayınlandı
1 Mart 2026 14:10
Güncellendi
1 Mayıs 2026 17:54
Erişim
Herkese açık makale

Kuzeyden Bir Ses: İsveç Uygur Derneği’nin Ahlaki Yetkisi

Uluslararası hukuka ve insan haklarına olan bağlılığıyla sıkça övülen bir şehir olan Stockholm'ün kalbinde, **İsveç Uygur Derneği (SUA)**, mazlumlar için kritik bir öncü güç olarak ortaya çıkmıştır. Şubat 2026 itibarıyla dernek, Uygur mücadelesini yalnızca bölgesel bir çatışma olarak değil, küresel *Ümmet'in* dayanışmasının ve uluslararası toplumun etik tutarlılığının derin bir sınavı olarak konumlandırarak savunuculuk faaliyetlerini yoğunlaştırmıştır.

SUA’nın son girişimleri dönüm noktası niteliğinde bir zamanda gelmektedir. 18 Şubat 2026'da İsveç Dışişleri Bakanı Maria Malmer Stenergard, insan hakları ihlallerini ele alma ve kurallara dayalı uluslararası düzene meydan okuyan rejimlere olan ekonomik bağımlılığı azaltma ihtiyacını açıkça vurgulayan **2026 Dış Politika Beyannamesi**'ni sunmuştur [Kaynak](https://www.government.se). İsveç Uygur toplumu için bu beyanname, yıllardır süren taban mobilizasyonunun zorlu bir kazanımıdır; ancak topluluk, retoriğin artık Doğu Türkistan'da "sömürgeci soykırım" olarak tanımladıkları süreci durdurmak için sağlam ve uygulanabilir politikalarla desteklenmesi gerektiğini savunmaktadır.

İnsani Kriz: Ümmetin Ruhuna Karşı Bir Savaş

Doğu Türkistan'daki (Çin devleti tarafından Sincan olarak adlandırılan bölge) insani durum, SUA için en acil endişe kaynağı olmaya devam etmektedir. 2026 başındaki raporlar, İslami kimliğe yönelik sistematik baskının daha sinsi bir aşamaya girdiğini göstermektedir. 2025 Ramazan ayında ve 2026'ya girerken, **Uygur Hareketi (CFU)** ve SUA, Uygur Müslümanlarının oruç tutmadıklarını yerel makamlara kanıtlamak için "video kanıtı" sunmaya zorlandığı vakaları belgelemiştir [Kaynak](https://campaignforuyghurs.org). Bu tür eylemler yalnızca insan hakları ihlali değil; inanan ile Yaratan arasındaki manevi bağı koparmak için tasarlanmış, *Arkan al-Islam* (İslam'ın Şartları) ilkelerine doğrudan bir saldırıdır.

Ayrıca, Ocak 2026'da BM uzmanları, insanlığa karşı suç teşkil edebileceğini belirttikleri devlet eliyle yürütülen sistematik zorla çalıştırma uygulamaları konusundaki "derin endişelerini" dile getirmişlerdir [Kaynak](https://www.ohchr.org). SUA, Pekin tarafından öne sürülen "yoksulluğu azaltma" programlarının gerçekte Türk Müslümanlarının kitlesel köleleştirilmesi için bir mekanizma olduğunu savunarak bu bulguları İsveç Riksdag'ına (Parlamentosu) taşımada etkili olmuştur. İslami bir perspektiften bakıldığında, emeğin bu şekilde sömürülmesi, her işçiye onurlu davranılmasını ve hiç kimsenin hizmete zorlanmamasını talep eden İslami *Adl* (adalet) ilkesinin ihlalidir.

Kültürel Mirası Korumak: "Unutuluşa Karşı Yazmak"

SUA’nın savunuculuğunun temel direklerinden biri, şu anda topyekûn bir yok etme kampanyasıyla karşı karşıya olan Uygur kültürel ve dini mirasının korunmasıdır. Aralık 2025'te **İsveç PEN**, *"Unutuluşa Karşı Yazmak – Sincan Bölgesinde Baskı ve Direniş Aracı Olarak Kültür ve Dil"* başlıklı dönüm noktası niteliğinde bir rapor yayımlamıştır [Kaynak](https://pen-international.org). Rapor, Çin hükümetinin Uygur edebiyatını ve dilini nasıl hedef aldığını, farklı kimliklerini ifade etmek isteyenlere ağır cezalar uyguladığını detaylandırmaktadır.

Küresel Müslüman toplumu için camilerin, mezarlıkların ve *mazarların* (türbelerin) yıkılması özellikle acı vericidir. **Sincan Dokümantasyon Projesi**'nden yapılan araştırmalar, asırlık dini alanların turizm ve ticari kalkınmaya yer açmak için buldozerlerle yıkıldığını vurgulamıştır [Kaynak](https://xinjiang.sppga.ubc.ca). SUA, UNESCO'yu ve İsveç hükümetini bunu "kültürel soykırım" olarak tanımaya çağırmıştır. İslam geleneğinde cami sadece bir bina değil, toplum için bir *Vakıf*tır; yıkılması inancın kutsallığına bir hakarettir.

Stratejik Savunuculuk: AB Zorla Çalıştırma Düzenlemesi

SUA, **AB Zorla Çalıştırma Düzenlemesi'ni (FLR)** uluslararası hesap verebilirlik için kritik bir araç olarak belirlemiştir. Aralık 2024'te yürürlüğe giren düzenlemenin Aralık 2027'ye kadar tam olarak uygulanması planlanırken, Avrupa Komisyonu'nun Haziran 2026'ya kadar uygulama kılavuzlarını yayımlaması beklenmektedir [Kaynak](https://single-market-economy.ec.europa.eu).

Dernek, Aralık 2025'e kadar belirlenmesi gereken ulusal "yetkili makamın", özellikle devlet eliyle yürütülen zorla çalıştırmayı araştırmak için gerekli kaynaklarla donatılmasını sağlamak amacıyla İsveç hükümeti nezdinde lobi yapmaktadır [Kaynak](https://www.hrw.org). SUA, Uygur bölgesine özel bir odaklanma olmaksızın, yasağın "iş gücü transferi" programlarıyla lekelenmiş tedarik zincirlerinin karmaşıklığını çözmede yetersiz kalabileceğini savunmaktadır. Bu savunuculuk, *Haram* malların tüketilmesine yönelik İslami yasağa dayanmakta ve bu kavramı, din kardeşlerinin acısı ve sömürüsü yoluyla üretilen ürünleri de kapsayacak şekilde genişletmektedir.

Sınır Ötesi Baskı ve Casusluk Gölgesi

İsveç'teki Uygur hakları mücadelesi kişisel risklerden azade değildir. Nisan 2025'te **Dünya Uygur Kurultayı (WUC)**, Stockholm'de yaşayan bir Uygur'un Çin devleti adına diaspora topluluğu üzerinde casusluk yaptığı şüphesiyle tutuklandığını doğrulamıştır [Kaynak](https://www.uyghurcongress.org). Bu vaka, Pekin'in sınır ötesi baskısının ulaştığı boyutları vurgulayarak İsveç Müslüman toplumu içinde şok dalgaları yaratmıştır.

SUA, bu olayı siyasi mülteciler ve aktivistler için daha güçlü koruma talep etmek amacıyla kullanmıştır. İsveç Güvenlik Servisi'ni (Säpo) yabancı müdahalelere karşı daha kararlı adımlar atmaya çağırmışlardır. İsveç'teki birçok Uygur için "polis karakolları" ve dijital gözetim korkusu bir endişe iklimi yaratmış, bu da SUA’nın güvenli bir liman ve kolektif bir ses olma rolünü daha da hayati hale getirmiştir.

Sessizliğin Jeopolitiği: İİT'ye Çağrı

Uygur krizinin SUA için belki de en acı verici yönü, Müslüman çoğunluklu uluslar tarafından hissedilen ihanettir. Ocak 2026'da **İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT)** Genel Sekreteri'nin Pekin'de üst düzey Çinli yetkililerle görüşmesi, **Uygur Araştırmaları Merkezi (CUS)** tarafından İİT'nin Müslüman azınlıkları koruma yönündeki kurucu görevine bir ihanet olarak sert bir şekilde eleştirilmiştir [Kaynak](https://uyghurstudy.org).

SUA, Uygur meselesinin Çin'i istikrarsızlaştırmak için kullanılan bir "Batı uydurması" olduğu yönündeki anlatıya sürekli olarak meydan okumuştur. Bunun yerine, konuyu *Ümmet'in* temel bir yükümlülüğü olarak çerçevelemektedirler. Ekonomik çıkarlar ve Kuşak ve Yol Girişimi tarafından yönlendirilen İİT'nin sessizliğinin, İslam dünyasının ahlaki otoritesine zarar verdiğini savunmaktadırlar. SUA’nın savunuculuğu, gerçek *Ukhuwah* (kardeşlik) ilkesinin, jeopolitik olarak elverişsiz olsa bile mazlumun yanında durmayı gerektirdiğini vurgulamaktadır.

Sonuç: Adalete Doğru Giden Yol

2026 yılı ilerlerken, İsveç Uygur Derneği bir direnç feneri olmaya devam etmektedir. Yerel İsveç siyasi manzarası ile Doğu Türkistan için verilen küresel mücadele arasındaki boşluğu dolduran SUA, Uygur halkının içinde bulunduğu kötü durumun görmezden gelinememesini sağlamaktadır. Daha güçlü uluslararası insan hakları politikaları çağrıları sadece bir siyasi müdahale talebi değil; adaletin yeniden tesisi ve İslam dünyasına büyük katkılarda bulunmuş bir medeniyetin korunması talebidir.

Derneğin dünyaya mesajı nettir: Doğu Türkistan'daki insani kriz, insanlığın vicdanında bir lekedir. Ancak İsveç gibi ilkeli ulusların öncülüğünde ve birleşmiş bir *Ümmet* tarafından desteklenen koordineli uluslararası eylem yoluyla, Uygur halkının kültürel mirası ve bizzat yaşamları gelecek nesiller için korunabilir.

Yorumlar

comments.comments (0)

Please login first

Sign in